“Vatanını seven Yahudi Masatlığı’na gelsin”

ŞEHADETİN ŞEREFİ, İHANETİN BEDELİ-6 (İZMİR’İN İŞGALİ VE KURTULUŞUNDA YAŞANANLAR)

Yahudi Masatlığı’nda yakılan ateşler limana kadar yansıyor, kalabalığın uğultusu muhakkak ki itilaf gemilerinin de merakını cezbediyordu. Savaş gemilerinin projektörleri mitingin yapıldığı tepeyi yalayarak geçiyordu. Bu karışıklık ve şaşkınlık sabaha kadar sürdü.

GENÇLER bildirileri sokaklarda dağıtırken, aynı zamanda minarelerden salâlar veriliyor, sokak aralarında davullar çalınıyor, köşe başlarında bekçiler yüksek sesle halkı Maşatlık’taki mitinge çağırıyorlardı. 14 Mayıs 1919 günü akşamı evinde bulunan Albay Kazım Özalp, o akşamı şöyle anlatıyor:

“O akşam memleketin hamiyetli ve çalışkan gençleri, bağırarak, tekbirler getirerek, heyecanlı sözler söyleyerek, İzmir sokaklarını dolaşıyor ve halkı toplantı yeri olan Yahudi Maşatlığı’na davet ediyorlardı. Evimizin kapısına gelen memleket gençleri heyecanlı sesleri ile haykırıyorlardı: ‘Vatanını seven Yahudi Maşatlığı’na gelsin!’ Evde bulunan bütün kardeşlerimle beraber Maşatlığa gitmek üzere ayrılırken, annemiz ağlayarak bizleri gitmeye teşvik ediyordu. Kadın-erkek, büyük-küçük bütün İzmir halkı nehir gibi sokaklardan akıyor, ağlayarak, haykırarak, gece karanlığında Maşatlığa koşuyorlardı.”

Miting sırasında sayıları on bini aşan (bazı kaynaklara göre kırk bin) kalabalık, Kaymakam (Yarbay) Arif Bey’in Harbiye Nezareti’ne gönderdiği işgal günü olaylarını anlattığı raporunda belirttiği üzere sonradan üç-dört bin kişiye kadar düşmüş idi. Miting oldukça düzensiz geçiyordu. Mitingi hazırlamak için yeterli zaman bulunamamıştı. Halk gelişi güzel parkın geniş alanına yayılmıştı. Her biri ötede beride, bir taşın veya bir tümseğin üstüne çıkmış birçok konuşmacı (hiçbir hazırlığı olmaksızın ve diğer konuşmacıların ne dediğini bilmeksizin) kendi çevresindeki halka konuşmakta idi. Bu konuşmacılar arasında Türk Lisesi öğretmenlerinden Vasıf (Çınar) Bey, Mustafa Necati Bey, Ahenk Gazetesi Başyazarı Mehmet Şevki (Yazman) Bey, Hukuk-u Beşer Gazetesi sahibi ve başyazarı Hasan Tahsin Recep Bey, Müftü Rahmetullah Efendi bulunuyordu. Bunlardan başka Belediye Reisi Hasan Paşa da konuşmacılar arasındaydı.

Konuşmalarda, “İzmir’in Türklerden alınamayacağı ve Yunanistan’a verilemeyeceği” dile getiriliyordu. Gazeteci Nurdoğan Taçalan’ın tespitlerine göre; “Yakılan ateşlerin yarı karanlığında yapılan konuşmalar, halkın uğultusu arasında pek dar bir alanda duyuluyordu. Aynı anda Maşatlık’ın birçok yerinde birden söylevler veriliyordu. Kim ne diyor? Kim ne yapılmasını istiyordu? İşte orası belli değildi. Yıllarca sonra edinebildiğimiz bilgilere göre Belediye Reisi Hacı Hasan Paşa, halkı uyuşturucu ve işgale boyun eğdirici bir konuşma yapmış, Hasan Tahsin Recep ise halkı direnmeye çağırmıştır.” Maşatlık’ta yakılan ateşler limana kadar yansıyor, kalabalığın uğultusu, muhakkak ki, İtilaf gemilerinin de merak ve ilgisini çekiyordu. Savaş gemilerinin projektörleri birbiri arkasına mitingin yapıldığı tepeyi yalayarak geçiyordu. Bu karışıklık ve şaşkınlık sabaha kadar sürdü.

Haydar Rüştü Öktem, mitingin birkaç yüz metre ilerideki Konak Meydanı’ndan nasıl göründüğünü şöyle anlatacaktı: “İki arkadaş (Mustafa Necati ile beraber) hiçbir şey konuşmadan kışlanın önündeki taş iskeleye gittik. Karşıyaka’nın fenerleri gözyaşları gibi parlıyordu. Liman’da Yunan, İngiliz, Fransız harp gemileri menhus (uğursuz) birer kâbus gibi şehri bekliyordu. Sol tarafımızdaki kızıl alevler içinden anlaşılmayan sesler, Maşatlık’ta toplanan halkın iniltileri işitiliyordu.” Maşatlık’ta miting devam ederken kararları Hükümet’e bildirilmek ve işgali protesto etmek üzere, müftü ve sair zevattan kurulu bir heyetin seçilmesi kararlaştırıldı. Heyet kararları Hükümet’e tebliğ etmeye giderken ortalık aydınlanıyordu.

İŞGAL TELGRAFLARLA TÜM TÜRKİYE’YE DUYURULUYOR

15 Mayıs 1919 sabahı ortalık yavaş yavaş aydınlanmaya başlarken İlhakı Red Heyet-i Milliyesi mensupları, İhtiyat Zabitleri Teavün Cemiyeti (Yedek Subay Yardım Cemiyeti) ve Türk Ocağı’na bağlı gençler birlikte Sarıkışla’nın arkasındaki Hapishane’nin kapılarını açarak hükümlüleri serbest bıraktılar. Bu hükümlüler, “İttihatçılık, Rumlara saygısızlık, ecnebilere karşı gelmek” gibi bahanelerle, siyasi görüşlerinden dolayı tutuklanmış aydınlardı. Hapishane Müdürü Nuri Bey’in durumdan haberi vardı. Nuri Bey’in sorumluluktan kurtarılması için, Hapishane kapılarının halk tarafından zorla açıldığı havası uyandırıldı. Hapishane’den kurtarılan aydınlar ve gençler tarafından hemen yukarıdaki silah deposu basılarak, bütün silahlar alındı. Fakat bu silahlar işgal sırasında kullanılmadı. Silahları alanların bazıları silahları evlerinde saklarken, bazıları da silahlarla birlikte dağa çıkarak Kuva-yı Milliye birliklerine katıldılar.Bu olaylar olurken, içlerinde Moralızade Halit ve Türk Ocağı’ndan Vasıf (Çınar) Beylerin de bulunduğu bir grup genç hazırladıkları telgraf metnini önce Vali İzzet Bey’e okudular. İlk metin şöyleydi:

“İzmir ve havalisi Yunan’a ilhak ediliyor. İşgal başladı. İzmir ve mülhakatı kâmilen ayakta ve heyecandadır. İzmir son ve tarihi gününü yaşıyor. Son ümidimiz (imdadımız) milletimizin göstereceği muavenete (mukavemete) bağlıdır. Miting ve telgraflarla her yere başvurunuz. Ve vatan ordusuna iltihaka hazırlanınız.”

 

Vali İzzet telgrafı okuduktan sonra, “İlhakı Red Heyet-i Milliyesi”nin bu ünlü bildirisine bir cümle ekledi:

“Vakar ve sükûnetinizi son derece muhafaza ederek kimsenin incinmemesine itina ve dikkat olunması.” Eklenen bu cümle ile bildirinin başı ve sonu birbirini tutmaz hale gelmişti. Gençler, Vali İzzet’in bildiriyi Anadolu’nun tüm il ve ilçelerine telgrafla göndermelerini önleyebileceğini düşünerek, bu değişikliğe ses çıkaramadılar. Postahane, çoktan İngiliz askerinin kontrolüne girmişti. Binanın çevresinde silahlı nöbetçiler bekliyordu. Postahane’deki telgraf memurları, telgrafı açık olan bütün hatlardan Anadolu’ya yaymayı kabul ediyorlardı.

Yalnız işgal sonrası başlarına geleceklerden korkuyorlardı. Gizlice ve İngiliz nöbetçilere duyurmadan yapılan pazarlıktan sonra, hapishanedeki formülün burada da uygulanmasına karar verildi. Postahane’yi basan gençler, zorla ve tehditle telgrafı çektirmiş oldular.

19 Mayıs 1919 günlü Hadisat Gazetesi’nde yayımlanan bu telgraf metni şöyleydi: “Bilumum Vilayet, Sancak, Kaza ve Nahiye Belediye Reislerine, İzmir ve havalisi Yunan’a ilhak ediliyor. İşgal başladı. İzmir ve mülhakatı kâmilen ayakta ve heyecandadır. İzmir son ve tarihi gününü yaşıyor. Son imdadımız sizin göstereceğiniz muavenete bağlıdır. Mitingler, telgraflarla her yere başvurunuz. Ve vatan ordusuna iltihaka hazırlanınız.

Vakar ve sükûneti son derece muhafaza ederek kimsenin incinmemesine itina ve dikkat ediniz.

14. 05. 1335 (1919)
İlhakı Red Heyet-i Milliyesi”

MAŞATLIK MİTİNGİ VE TELGRAFLARIN ETKİSİ NE OLDU

İzmir’den Türkiye’nin her tarafına gönderilen bu telgraftan başka bir de “İzmir Müdafaa- i Hukuk-u Milliye Cemiyeti Kâtib-i Umumiliği” vasıtası ile bilumum cemiyet ve milli müesseseler namına Amerika Mümessil-i Siyasilerine de bir muhtıra gönderilmiştir. Bu telgrafların gönderildiği sırada 15 Mayıs 1919 sabahının erken saatlerinde Yunan savaş gemileri ile bir İngiliz savaş gemisinin himayesindeki iki büyük, iki küçük nakliye gemisi İzmir Limanı’na girmiştir. İşgalden bir gün önce alelacele düşünülen ve hazırlıksız olarak gerçekleştirilen İzmir Maşatlık Mitinginin elle tutulur bir sonuç vermediği üzerinde araştırmacılar birleşmektedirler. Mesela Kazım Özalp Paşa, “bu olsa olsa bir gösteri olabilirdi. Şehir dahilinde başarılı bir savunmanın imkanı yoktu” diyor. İzmir’in işgalinden sonra bölgede Müslüman Türklere yapılan “mezalimi” incelemeye gelen Tahkik Heyeti de mitingi şöyle değerlendirmiştir:

“15 Mayıs’ı 15’e bağlayan geceki bildiriden hemen sonra şehrin Türk kesimindeki Yahudi mezarlığının yanında Bahribaba Parkı’nda birkaç bin kişi toplanmış. Fakat bu miting, Yunan çıkarmasına karşı zora başvurup direnmek için yapılmamıştır. Toplantının amacı Türklerin diğer etnik gruplara karşı çoğunlukta ve çok büyük bir nüfus üstünlüğünde olduğunu ispatlamaktı.”

 

Mustafa Kemal Atatürk Nutuk’ta miting hakkında şunları söylemiştir: “Aynı gecede bu maksadın (ilhaka mani olmak) gerçekleşmesini sağlamak için İzmir’de Yahudi Maşatlığı’nda toplanabilen halk tarafından bir miting yapılmışsa da ertesi gün sabahleyin Yunan askerlerinin rıhtımda görülmesiyle bu teşebbüs ümit edilen derecede maksadı sağlayamamıştır.” Akademik çalışmaları, Milli Mücadele’nin mitingleri ve telgraflarla protestolar üzerine olan Prof. Dr. Mehmet Şahingöz arkadaşımız bu İzmir Maşatlık Mitingi hakkında şu değerlendirmeyi yapıyor:

“Fakat, yapılan bu miting, İzmir halkının ortak düşünceye sahip olması, istiklalini muhafaza etmek arzusunu sağlaması, Türk milletinin vatanının bölünmezliğini korumak için, bütün memleketi mücadeleye çağırması ve bu suretle de milletin heyecanını kamçılayarak milli mücadele ruhunun ortaya çıkmasına ve kuvvetlenmesine büyük faydası olmuştur. Özellikle mitingin sonunda gönderilen telgrafla, Anadolu’nun her tarafında doğan umumi heyecan milletin topyekûn mücadeleye karar vermesinde önemli rol oynamıştır. Bu hadse zamanla tesirini göstermiştir. Mesela G. Jaeschke, sadece birkaç gün içinde Amiral Calthorpe’un şahsına 675 adet protesto telgrafı geldiğini yazıyor.

Calthorpe, aldığı bu telgraflar üzerine 29 Mayıs 1919 tarihinde gönderdiği raporunda; “Yunan askerinin karaya çıkması Türk halkı üzerinde baştanbaşa şok tesiri yaptı ve Anadolu’nun her tarafına yayıldı. Harp etmek arzusu yeniden kabardı.”

DEVAM EDECEK

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve imla kuralları ile
yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır.