Dr. Abdullah BUKSUR
Türk Dünyasında Sessiz Devrim Sonucunda Ortak Tarih ve Kimlik İnşası
Yüzyıllar boyunca aynı kökten beslenen ancak coğrafi, siyasi ve ideolojik sınırlarla birbirine mesafeli kılınan Türk dünyası, bugün sosyokültürel anlamda kabuğunu kırıyor. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından bağımsızlıklarını ilan eden Türk cumhuriyetleri, ilk çeyrek asırda kendi yerel kimliklerini ve devletleşme süreçlerini ön plana çıkardılar.
Küreselleşen dünya düzeni, yükselen bölgesel riskler ve jeopolitik kırılmalar, bu devletlerin kaçınılmaz olarak daha büyük bir çatının altında toplanması sonucunu doğurdu. Nihayet 3 Ekim 2009 tarihinde Nahçıvan’da imzalanan Anlaşması ile Türk Devletleri Teşkilatı adı ile kardeşlik şemsiyesi altında buluşuldu.
Bugün liderlerin attığı siyasi ve ekonomik adımların arkasında, aslında geleceğe yön verecek çok daha köklü ve sosyolojik bir dönüşüm yaşanıyor. Yaşananlar kolektif bellek ve ortak hafıza sürecinin inşasıdır.
Almatı’da Atılan Tarihi İmzalar
Bu entegrasyonun en somut ve kurumsal adımı, geçtiğimiz günlerde Kazakistan’ın Almatı kentinde atıldı. Türkiye, Kazakistan, Azerbaycan, Özbekistan ve Kırgızistan gibi kardeş ülkelerin ulusal bilim akademileri bir araya gelerek devasa bir Akademik Konsorsiyum kurdu.
Bu konsorsiyum sıradan bir iş birliği protokolünün çok ötesindedir. Artık üye ülkelerin arşivlerindeki paha biçilemez el yazmaları dijital ortamda birleştirilecek, ortak arkeolojik kazılar yapılacak ve en önemlisi tarihe "tek bir pencereden" bakılmasını sağlayacak ortak bilimsel zemin kurulacak. Bu hamle, Türk dünyasının kendi tarihini oryantalist, Batı veya Rus merkezli anlatılardan sıyırarak, kendi gözüyle ve sosyolojik gerçekliğiyle yeniden yazması anlamına geliyor.
Hunlardan Ortak Türk Tarihi
Kültürel birleşmenin en hayati ayağını ise eğitim sosyolojisi oluşturuyor. Türk Akademisi tarafından titizlikle hazırlanan ve Hunlardan Göktürklere, Karahanlılardan ortak kültürel mirasa kadar uzanan "Ortak Türk Tarihi" ders kitabı, üye ülkelerde seçmeli ders olarak okullarda okutulmaya başlandı.
Bir toplumun geleceğini inşa etmenin yolu, çocuklarının zihnine neyi koyduğunuzla ilgilidir. Bakü'deki, Astana'daki ve Ankara'daki bir ortaokul öğrencisinin aynı kahramanları öğrenmesi, aynı destanlarla heyecanlanması ve aynı tarihsel kırılmaları hissetmesi, önümüzdeki 20 yıl içinde "ulus-ötesi" organik bir toplumsal bağın doğmasını sağlayacaktır. Bugün sınıflarda yan yana duran bu sayfalar; yarın ortak pazarın, ortak savunma vizyonunun ve tam kurumsal entegrasyonun psikolojik altyapısını oluşturmaktadır.
Sınırlar ve Geleceğin Meşruiyeti
Elbette bu süreç dikensiz bir gül bahçesi değil. Sosyolojik olarak bakıldığında, her ülkenin Sovyet sonrası süreçte benimsediği Türk kavramına mikro-milliyetçi refleksler ve yerel kahraman algıları zaman zaman anlatı uyuşmazlıklarına savaş açabiliyor denilebilir. Ancak Almatı'da kurulan bilimsel ortaklık, bu tür pürüzlerin rasyonel ve akademik diyalogla aşılacağını açıkça ortaya koyuyor. Eş zamanlı olarak yürütülen Ortak Türk Alfabesi çalışmaları da bu tarih birliğinin en büyük taşıyıcısı olacaktır.
Tarih çalışması yapmak, sadece geçmişle övünmek değildir. Türk devletlerinin ortak tarih yazımı çabası, geleceğin sosyopolitik birlikteliğinin meşruiyet zeminini hazırlama sürecidir. Ekonomik anlaşmalar iptal edilebilir, siyasi ittifaklar konjonktüre göre değişebilir; ancak nesillerin zihnine kazınmış ortak bir kimlik ve kader birliği asla silinemez. Türkistan-Türkün hafızasına bu mühür coğrafyasının kalbinde yükselen bu yeni kültürel blok, sadece Türk dünyasının değil, tüm bölgenin ve dünyanın istikrarı ve barışı için en büyük sosyolojik güvencelerden biri olmaya aday olduğunu gösterdi.
Dr. Abdullah BUKSUR
İnsan Hakları Eksperti
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.