BİLEMEZLER…

Bilemezler…
Daha doğrusu bilmek istemezler.
Neyi mi?

İçinde kurduğun o kardan şehri…
O şehirde, caddelere çıktığında geride bıraktığın sokakları bir tek ben bilirim.
Her bir sokakta, anlatamadıkların gizlidir. Bu gizemden kurtulmak için caddelere çıkmak istersin ama günün sonunda yine o sokaklara dönersin…
Bir süre devam eder bu kısır döngü ve sonra alışmak zorunda olduğunu hissedersin, hissettikçe erirsin, eridikçe yerin yedi kat dibine girersin.
Kimsenin seni görmediğini zannedersin belki de seni gören birileri vardır da bilemezsin…
*
Senden de bıktılar mı,  sesini duymadıkları zamanlar oldu mu, yeri geldi korktular mı varlığından?
Benden; hem korktular hem bıktılar, yetmedi duymadılar.
İnsanoğlunun kalbinde, zihninde yüzlerce duygu; hangisini bilebilirdim ki ben? 
Keşke bilseydim de hissetmeseydim…
Keşke.
Ahhh! Kahrolası o huyum yok mu?
Hissetmek…
Kimi zaman nimet, çoğu zaman lanet.
İyi bilirsin…
*
Suçum neydi ki benim? Bir sis bulutunun içinde yaşamamak mıydı? Her sabah uyandığımda kırağı tutmuş gönlümü, gün ışığında saklamadan ısıtmak mıydı? 
Hoş, ısıtamazdım da zaten… 
Soğuktan çatlardım da yine de o sis bulutunun içindeki yağmur tanesi olmazdım ben.
Yanlış anlama sakın, yağmuru kim sevmez ki? Toprağın mis kokulu sevgilisini…
Fakat ben sadece toprağa düşmüş yağmur tanelerini severim, sis bulutunun içinde doğmayı bekleyen o belirsiz taneleri değil.
Bencilce bulabilirsin hatta tabiat anaya şikayet edebilirsin.
Sen bilirsin…
*
Ben kırağı gibiyim.
Yağmam, esmem, gürlemem, üşütmem…
Bulutlu havaları hiç sevmem.
Hep görünür yerlerdeyimdir, toprağın yedi kat altına sadece eridiğimde girerim. 
Çok naifimdir, bakma cam kırığı gibi durduğuma.
Elinin ucuyla dokunman yeter, toprağa karışmam için.
Ama unutma ki her seher vaktinde yine gelirim…
*
Neden şaşırmadın?
Kırağıyım ben dedim ve şaşırmadın.
Tamam, özür dilerim. Unutma engelliyimdir halbuki ama yerin yedi kat dibinde nefes aldığını nasıl unuturum? 
Toprakta, eridiğim vakitlerin tek şahidi sensin desene…
Peki hiç merak etmedin mi nerelerde tutunduğuma? Kırağıyım ya hani ben.
Eminim ki, tutunamadığım yerleri merak ediyorsun.
Söyleyeyim o zaman; demiş ya Arif Nihat Asya “ Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü! Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü…”
İşte ben bir tek ona tutunamıyorum…
Bir tek onda eriyorum…
*
Mavi göklerin beyaz ve kızıl süsüne olan bu aşkı bilmez, bilemezler.
Hele ki bu aşkın meczubu kadınsa, vay haline.
Gözlerinin içine bakarken, sessizce yalvarıyorum aslında sana. Farkında mısın?
Korkuyorum çünkü; ya bir gün sen de beni bilemezsen?
Tir tir hem de.
Çok bir şey istemiyorum senden, her bir karışına vurulduğumuz bu topraklara erirken seher yeline kavuşmamı engelleme yeter.
Yoksa incinirim, ah ederim.
Öyle bir ah ederim ki, sana yerin yedi kat dibi bile küser.
Üstelik bu ah kimdenmiş, bilmezler…
Bilemezler…
 


Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve imla kuralları ile
yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum