Milletler düzeni ve siyasi coğrafya

Acaba, insanlığın en az iki yüz bin yıldır aynı etki-tepki prensibiyle hareket ettiğini iddia edenlere hak vermek mi lazım ?

İnsanlık diyoruz ya, aslında milletler topluluğu dememiz lazım.

Çünkü insanlık en teşkilatlı, en organize halini milletler düzeninde bulmuştur.

Milletler düzeni de kabul edilenin aksine iki asırlık bir düzen değil farklı form ve şekillerle insanlık tarihiyle yaşıt bir süreçtir.

Milletler, devlet halinde teşkilatlanır. Kimi milletler devlet kurumuna tarihen aşinadır; ve devleti kültüre, geleneğe dönüştürecek kadar eskidirler. Biz bu milletlere, gelenekli milletler diyoruz.

Dünyada sürgit milletler mücadelesi yaşanıyor.

Doktriner Türk milliyetçilerinin kabul ettiği ve ideolojik platforma armağan ettiği bir yasadır bu.

Bu yasanın siyasi temellerini tarihin içinde bulmak mümkündür.

Ama işin fikri boyutu meşrutiyet tartışmalarına kadar gider. Ömer Seyfettin'in o güzel hikâyelerinin yanı sıra fikri eserlerinin başına koyduğu ilkelerden biri de "milletler mücadelesi" kavramıdır.

Milletler mücadelesi sadece savaşlarla kendisini göstermez; bu mekanizma barışta daha sıkı, daha derin çalışır.

Savaş, bu mekanizmanın sonuç halidir.

Kartlar günümüzde gelenekli milletler tarafından yeniden açıldı.

Keskin bir şekilde inisiyatif alanları oluşturma mücadelesi veriliyor.

Devletler, eski kapışma alanlarında yeni oyunlarla kıyasıya mücadele ediyorlar. Irak, Suriye, Kabil, Kıbrıs, Akdeniz ve Libya.. Bu coğrafya keskin bir milletler mücadelesi alanına dönüşmüş durumda.

Türkiye'nin bu alanda ne işi var diyenler, kızma birader oyunuyla meşgul gibiler. Suriye'de ne işi var? Kıbrıs açıklarında ne işi var? Libya'da ne işi var?

Halbuki iki yüz bin yıllık bir mücadele konseptinden bahsediyoruz. Türkiye, bu alanın tam ortasında ve durması, düşmesi sonucunu getirecektir.

Milletler mücadelesi bu oyunda nötr kalmayı reddeder. Çünkü alınan her kapı, bir başka kapıyı açacak, geç kalınan her hamle bir başka riski içerecektir.

Arap dünyasına bakar mısınız?

Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri Anglo-Amerikan-Juden bloğunun gölgesinde Akdeniz'de, Libya'da oyunlar çeviriyor; Türkiye karşıtı bloğu finanse ediyorlar.

Coğrafya kaderdir, diyor ya İbn-i Haldun! Tunuslu bu büyük sosyolog ve siyaset bilimci bir şeyi daha ekliyor : Bu kaderi, milli ülkülerle canlı tutanlar kazanır.

Suriye politikamız, sınırlarımızı ilgilendiriyor; Akdeniz politikamız ise siyasi alanımızı içeriyor. Siyasi alan ile vatan coğrafyası arasında dolaylı da olsa keskin bir ilişki vardır.

Dünya siyaseti sadece ulusal sınırlarda yaşanmaz.

Gelenekli milletlerin coğrafik sınırlarını tarihi oluşumlar tayin eder. İçine kapanan milletler iç sorunlarla meşgul olur. Bu meşguliyet eninde sonunda bir travmaya sebep olur? Futbol maçı gibi düşünelim: Maçı kendi sahasında kabul eden takımlar, gol yeme ihtimali ile oynarlar. Maçı rakip sahaya taşıyanlar, en azından topun kendi kalelerinden uzak olmasını temin ederler, atacakları gol de kârdır.

Bu bir emperyal politika değildir, bu  milli devletlerin geleneksel coğrafya hamleleridir. Bu hamleleri yapmaktan kaçınanlar barış masasının yenikler tarafında oturmaya mahkûmdurlar. Yakın tarih bize bu gerçeği öğretmiştir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve imla kuralları ile
yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır.