• BIST 86.072
  • Altın 251,269
  • Dolar 6,0742
  • Euro 6,8075
  • İstanbul 16 °C
  • Ankara 16 °C
  • Yozgat 14 °C
  • İzmir 20 °C
  • Adana 24 °C
  • Bursa 17 °C

TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNİN DAYANDIĞI TEMELLER -3

Ahmet ŞAHİN

Türk milliyetçiliğine karşı olmak; Türk Milleti’nin varlık sebebine karşı durmak, o’nun millî mukâvemetini zayıflatmak ve hattâ ortadan kaldırmak demektir. Millî direnci olmayan bir millet, oraya buraya savrulan sürüden farksızdır. Böyle bir millet, milletler mücâdelesinde hür ve müstâkil olarak yaşayamaz ve varlığını idâme ettiremez.  O, güdülen alelâde bir topluluk hâlinde hep başka milletlerin himâyesine muhtaçtır.

Bir millet siyasî, askerî, ekonomik ve kültür bakımından boynuna geçirilmiş esâret zincirini kıramadığı müddetçe, hiçbir zaman kendi olamayacağı gibi, “milletler ailesinin de şerefli bir üyesi” olarak hayâtiyetini devam ettiremez. Târihî bir hakîkattir ki, ciddi milletlerin ciddi “ülküleri” (mefkûre) olmak mecburiyeti vardır. İşte en az 5000 senelik bir devlet geleneğine sahip olan Türk Milleti’nin târih boyunca millî mefkûresi hep var olmuştur. Mefkûre (Ülkü), bir millete âit milliyetçiliği en iyi besleyen ve canlı tutan en önemli millî âmildir. Bu âmil, millete âit olduğu için devredilemez. Bu sebeple “milliyetçilik” de milletin âidiyet ve mensûbiyet şuûrudur. Türk milliyetçiliği Türk Milleti’nin doğuş ve diriliş rûhudur. Onun için Türk milliyetçiliği, bir zümreye veya şahsa (kişiye) ait imiş gibi gösterilip teşmil edilemez. Yâni Ahmet, Mehmet veyahut Ali, Veli…milliyetçiliği asla olmaz, olamaz ve olmamalıdır. Çünkü, “Peygamberler” ve varisleri “ârif-i billâh velîler” hariç hiçbir şahıs veya zümre bir milletin üstünde değildir. Bunun içindir ki, “şahsa bağlı bir milliyetçiliğin” târihen, ilmen, mantıken ve fikren de izâhı yoktur ve olamaz.

            Seyyîd Ahmet Arvasî Hocamız, Türk Milleti’ni içeriden çökertmek için “kanlı kapitalist ve kızıl emperyalizmin” bu ülkede nasıl bir tertip içerisinde oyunlar oynadığını; Türk milliyetçiliğine düşman nesiller yetiştirmek için nasıl devlet kadrolarına sinsice sızdığını; bunun için nasıl asırlık “plân, program” ve “projeler” yaptığını; vatan, millet ve memleket evlâtlarını nasıl birbirine düşürerek kırdırdığını ve bütün bu tuzaklara karşı kendisinin (Hocamız’ın) ortaya koyduğu koruyucu ve kollayıcı mâhiyetteki tespit, teşhis ve tedâvî ile çözüm yollarını gösteren ve “ilmî bir metodla” kaleme aldığı “Türk İslâm Ülküsü”ne neden sarılmamız lâzım geldiğini; “Türk İslâm Ülküsü” adlı çok çok değerli üç ciltlik şâheserinde bütün teferruatı ile anlatmıştır.

İşte Seyyîd Ahmet Arvasî’nin gelecek asırları da

kucaklayan büyük “Mefkûresi”nden bazı satılar:

Neden Türk-İslâm Ülküsü?

“Neden, şu veya bu ad altında toplanmayı değil de ‘Türk-İslam Ülküsü’ ne bağlanmayı savunuyoruz?

        Biz iddia ediyoruz ki, ‘Emperyalizm’, Türk ve İslâm dünyasını yutmak için en az iki asırdan beri korkunç bir tertibin içindedir. Bir taraftan kültür emperyalizmi ile ‘vatan çocuklarını’ din ve milliyetine yabancılaştırarak kendi emellerine hizmet edecek kadrolar hazırlamakta, diğer taraftan din ve milliyet duygularını, her şeye rağmen terk etmeyen çocuklarımızı da birbirine düşürmeyi planlamaktadır.

           Bugün yeryüzünde iki sömürgeci ‘blok’ vardır. Bunlardan biri kara renkli ‘kapitalist emperyalizm’ diğeri ise bütün fraksiyonu ile ‘kızıl emperyalizm’. Birincisi ‘çok uluslu şirketlerin’ paravanasında, ‘az gelişmiş veya gelişmekte olan halklara yardım etmek, özgürlük ve uygarlık götürmek’ maskesi altında, ikincisi de ‘ezilen, sömürülen halklara bağımsızlık, özgürlük ve adalet götürmek’ maskesi altında, ‘sınıfsal savaş’ sloganı ile ‘iç savaşlar’ çıkartmakta ve ‘dünya proleterlerinin dayanışması’ adı altında işgalini gerçekleştirmektedir.
            Gerçekten de yer yüzünde ezilen ve sömürülen bir de ‘üçüncü dünya’ vardır. Bu dünya, daha çok Asyalı, Afrikalı irili ufaklı devletlere ve devletçiklere, beyliklere, emirliklere, federasyonlara bölünmüş milletlerden ibarettir. Esef edelim ki, bu insanların sayısı bir buçuk milyardan daha fazladır. İşin ızdırap veren diğer bir yani da, bu nüfusun çoğunluğunu Müslümanlar teşkil etmektedir. Bunun yanında çok acı bir gerçeği daha belirtelim ki, bu ezilen ve sömürülen Müslümanlar arasında Türk Milleti'nin çok önemli bir bolümü bulunmaktadır.
          1970 Yılında yapılan bir araştırmaya göre, yabancı boyunduruğunda tam bir sömürge hayati yasayan Türk nüfusunun sayısı, Türkiye'mizde bulunan genel nüfusumuzun tam iki katıdır.
          Emperyalist güçler, fırsat buldukları zaman zorla, bulamadıkları zamanlar ise hile ile İslâm ve Türk dünyasını ele geçirmiş, zenginliklerini yağmalamış, din ve milliyet duygu ve değerlerini tahrip etmiş, direnenleri lekeleme ve imha yoluna gitmiş, kendine uygun kadrolar yetiştirmiş, bu milletlerin uyanış diriliş hamlelerini, milli eğitim ve kalkınma planlarını baltalamış ve bu ülkeleri, ‘ebedi sömürge’ statüsüne mahkum etmek için elinden geleni esirgememiştir.
          Emperyalist güçler, korkunç bir kültür emperyalizmi programı ile millet çocuklarını milli tarihlerine, milli ve mukaddes kültür değerlerine, milli ülkülerine, milli menfaatlerine, hatta motif ve sembollerine düşman etmekle kalmazlar, kendi değerlerini ‘bir uygarlık ve ilerilik’ unsuru biçiminde onların kafalarına ve vicdanlarına oturturlar. Böylece milli ve mukaddes değerlere bağlı milliyetçilerin karşısına, bu değerlere ters düsen ‘yabancılaşmış kadrolar’ çıkarırlar. Bir ülkede, değerler ‘ikizleşince’, kadroların da ikizleşmesi ve çatışması mukadder olur. İşte düşman, bu noktada aktivitesini arttırır. Ülkenin ve milletin ‘parsellenmesi’ için beynelmilel güçleri harekete geçirir. Ülke artık birbirinin gırtlağına sarılmaya hazır kadrolara bolünmüşse, düşman rahatlıkla at oynatabilecek vasati bulmuş demektir.
          Düşman, karşısındaki güçleri parçalayarak onları birbirine düşürerek, kolay yutulur lokmalar durumuna sokmak ister. Meselâ sanki bir insan, hem ‘dindar’ hem ‘milliyetçi’ hem ‘medeniyetçi’ olamazmış gibi, bu değerleri birbirine zıt programlar durumuna sokarak, hiç yoktan ‘çatışan güçler’ meydana getirir. Bu oyunlarını, o kadar ustaca planlar ki, tertiplerini anlamak için bazen olayların üzerinden elli veya yüz sene geçmesi gerekir. Mesela, Osmanlı Türk Devleti'nin parçalanması ve Orta-Doğu'nun sömürgeleştirilmesi için, dinimizin ve milliyetimizin düşmanları, ‘din’ ile ‘milliyetçilik’ arasında zıddıyyet ve düşmanlık duyguları doğurmayı planlamış olduklarını şimdi itiraf ediyorlar.

           Serge Hutin adlı bir Fransız masonunun yazdığı ‘Les Francs-Maçons’ kitabının 127. sayfasında okuduğumuza göre İslâm dünyasında masonlar Cemaleddin-i Afgani ve Muhammed Abduh gibi ‘din politikacılarını’ localarına kaydederek onların eliyle ‘Dini, milli yapılarına göre reforme ederek’ âlemşümûl İslâm dinini bozmak, öte yandan Müslüman Kardeşler (Freres Musulmans) hareketi ile de ‘İslâm'da milliyetçilik yoktur’ propagandası ile milletleri çökertmek ve bu suretle çok kahpece bir planla birbirine zıt ‘islâmcı’ ve ‘milliyetçi’ sun'i düşman kamplar doğurmak istemişlerdir.

Emperyalizm, bizim dünyamızda bu ‘paradoks’tan çok istifade ettiğini ayrıca yazmaktadır. Dinimizin ve milliyetimizin düşmanları, din ve milliyet gibi iki mukaddes varlığımızı, birbirine düşman göstermek oyunundan kolay kolay vazgeçeceğe benzemiyor.
           O halde, Türk milliyetçisine düşen görev, bütün varlığı ile bu oyunu her şeyden önce kendi yurdunda bozmak olmalıdır. Bu ülkede sun'i olarak birbirine düşman ‘güya Türkçü’ ve ‘güya İslâmcı’ cepheler meydana getirmek isteyen hain ve kahpe oyunların karşısına, bir Müslüman-Türk olarak ve tarihine yaraşır bir biçimde çıkmalıdır.

Bunun için, Türk-İslâm kültürüne, Türk-İslâm medeniyetine, Türk-İslâm ülküsüne bağlı, Türklük şuur ve vakarına, İslâm îmân, aşk, ahlâk ve aksiyonuna sahip, Türklüğü bedeni, İslâmiyet’i ruhu bilen, milletini teknolojik hamlelerle dünyanın bir numaralı devleti yapmak özlemi ile çırpınan, dünya Türklüğünün, İslâm dünyasının ve bütün mazlum milletlerin ümidi olmaya namzet bir gençlik yetiştirmekten başka çaremiz yoktur. Din ve milliyet, zıt değerler değildir. Bu sebepten, ‘sentez’, tez ile anti-tez arasında söz konusu olacağına göre, yıllardan beri kullandığımız ‘Türk-İslam sentezi’ yerine, ‘Türk-İslam Ülküsü’ sözü daha uygun olur düşüncesi ile kitabımızın adını ‘TÜRK-İSLÂM ÜLKÜSÜ’ olarak seçtik. Bunu ısrarla kullanacağız.”(1)

Büyük Türk Mütefekkiri Arvasi’nin

İlim Hassasiyeti Üzerine Bir Hasbihali:

Türk-İslâm Ülküsünü Yoğuranlar

Türk Milletinin tefekkürüne, en az bin yıldan beri, İslâm dini biçim vermektedir. Kurduğumuz muhteşem kitaplıklar incelendiğinde görülecektir ki, ilim ve fikir adamlarımızca, insanoğlunun meydana getirdiği her türlü kültür ve medeniyet ürünleri atalarımızca incelenmiş, araştırılmış, aşağı yukarı bütün din ve inançlar süzgeçten geçirilmiş ve İslâmiyet, tam bir şuur ve yüksek bir irade ile tercih edilmiştir. Böylece ‘vahyin aydınlığına’ ulaşan Türk'ün akıl ve idrâki, İmam-ı Buharî'leri, İmam-ı Gazali'leri, Mevlâna Celâleddin'leri, Yunus Emre'leri, büyük mantıkçı ve şeyhülislâm Mollafenâri'leri, Yunan felsefesini İmam-ı Gazali çapında tenkid edebilen ve yüce hünkar Fatih Mehmed Han'ın takdirlerine mazhar olan Hocazade Efendi'leri, İmam-ı Birgivî'leri, İbni Kemal'leri... yetiştirdi ve onların fikir, kitap ve dersleri ile olgunlaşarak büyük imparatorluklar, dünyayı hayran bırakan kültür eserleri ve ölmez medeniyetler meydana getirdi.

Biz, bu yazımızda ve bunu takip edecek yazılarımızda, Türk-İslâm kültür çizgisinde yürüyerek ‘genel felsefe problemleri’ karşısındaki yerimizi ve ‘dünya görüşümüzü’, yüce dinimiz İslâmiyet'in aydınlığında, kısa da olsa ortaya koymaya çalışacağız. Bütün ‘sahte tanrıları ve mabutları’, gönüllerden, kafalardan, zaman ve mekân köşelerinden çıkarıp atmak isteyen, ‘Allah'tan başka ilâh yoktur’ prensibini temel ölçü kabul eden, şanlı Türk Milleti'ni ‘Allah'ın ordusu’ bilen, Türk Milleti birlik, Türk Devleti güçlü olursa insanlık kurtulur, zulüm biter’ ölçüsü içinde hareket eden Türk-İslâm Ülkücülerinin ‘fikir sistemi’, yüce peygamberler silsilesinin mukaddes alın teri ile ıslanmış, peygamberlik mührünü kıyamete dek elinde tutan şanlı kurtarıcımızın ve peygamberlerimizin (O'na ve onlara selâm olsun) nurdan ellerinde biçimlenmiş, onu takip eden muhteşem ‘Sahabî kadrosu’ tarafından ‘cihad ruhu’ ile beslenmiş, büyük velîler eliyle yoğurulmuştur. Türk-İslâm Ülkücüsü ‘Câhidü fillah’ (Allah için savaşan)'dır. Türk-İslâm Ülküsü'nün büyük iman, aşk ve aksiyon adamı yüce Fatih, bu ülküsünü şöyle dile getirir:

 

‘İmtisâl-î câhidü fillâh olubdur niyyetim

 Din-i İslâm’ın mücerred gayretidir gayretim

 

Fazl-ı Hakk ü himmet-i cünd-i ricâlullah ile

Ehl-i küfrü ser-te-ser- kahreylemektir niyyetim

 

Enbiya vü evliyaya istinadım var benim

Lutfi haktan’dır hemen ümid-i feth-i nusretim

 

Nefs ü mal ile nola kılsam cihânda içtihâd

Hamd-ü lillâh var gazaya sad-hezaran rağbetim

 

Ey Muhammed mucizat-ı Ahmed-i Muhtâr ile

Umarım gâlib ola a’day-ı dine devletim’

İşte Türk-İslâm Ülküsü'nü yoğuran bu kadro ve bu ruhtur. Bu ruh, büyük Türk-İslâm kültür ve medeniyetinden kaynaklanmaktadır. Bu dâva ve ülkünün ‘eskimediğini’, ‘modası geçmediğini’ bütün Türk-İslâm düşmanları Allah'ın izni ile idrâk edeceklerdir. Türk'e ve İslâm'a ‘kefen biçenlerin’ sonu korkunç olacaktır.”(2)

“Türk-İslâm Ülkücülerinin ‘fikir sistemi’ Allah ve Resûlü’nün çizgisinde yürüyen ‘akl-ı selîm’ sahibi, bir yüce veliler ve mütefekkirler kafilesince yoğrulmuştür”(3)

Asrımızın Yesevisi Seyyîd Ahmet Arvasi Hocamız’ın Türk Milliyetçiliği”

“Miliyetçilik”, “Türk”, “Türlük” ve  “Türk - İslâm Ülkücüsü”ne bakışı:

            “Milliyetçilik, bir milletin, kendi düşmanlarına karşı sürdürdüğü, sosyal, kültürel, ekonomik ve politik bağımsızlık savaşı, kendini dış ve iç sömürüye karşı koruma şuur ve çabasıdır. Yani milletlerin var olma ve yaşama savaşıdır. Meşrû bir hak ve şuurdur.

Millî şuuru ve milliyetçiliği red edenler veya onu, çeşitli iftiralarla lekelemek isteyenler, ‘millet düşmanı’ ilân edilirler.

Milliyetçilik, hiçbir zümrenin inhisarında değildir. O, millî tarihin, millî kültürün ve millî ülkülerin çizdiği zarurî bir yoldur…

Milliyetçiliğin sahibi millettir. Milletin vicdanına aykırı, millî tarihe, millî kültüre ve millî ülkülere ters düşen tarihler ve tutuşlar milliyetçilik olamaz.

Şahıs ve zümre milliyetçiliği olmaz. Milliyetçilik millete izafe edilir. Milliyetçiliğimizin bir tek adı vardır: ‘TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ’. Bunun yerine, başka terim ve ifadeler koyanlar veya koymak isteyenler, bizi yanıltmak isteyen art niyetli kişi ve zümrelerdir.” (4)

 “Her milletin ‘kendini mutlu kılacak veya mutluluğa götürecek’ bir dâvası vardır. Bu dâva, millî hedefler yanında, beşerî hedefler de tayin eder. Yani, milliyetçilik, ‘egoizm’ üzerine kurulu değildir.”(5)

 “Eğer ben Afrika’nın ortasında dünyaya gelmiş bir zenci olsaydım tereddütsüz yine Türk Milliyetçisi olurdum!.. Çünkü ben Türk Milleti’nin de, İslâm âlemindeki mazlum milletlerin de  kurtuluşunun Türk milliyetçilerinde ve Türk-İslâm ülkücülerinde olduğuna ‘Amentü’ye  îmân ettiğim’ gibi inanıyorum!.. Fakat, hayretle gördüm ki bu ülkede Türk kelimesinden ürkenler var!.. Yine hayretle gördüm ki bu ülkede İslâm kelimesinden ürkenler var!.. Ve yine ürpererek gördüm ki, bu ülkede Türk ve İslâm kelimelerinin yan yana gelmesinden dehşete kapılan kişi ve çevreler var!.. Bizim milliyetçiliğimizde Batı’da olduğu gibi ırkçılık yoktur!.. Bizler Kur’ân(-ı Kerîm’i) ve Sünnet’i rehber edinen bir milliyetçilik anlayışına sahibiz!.. Fakat İslâm ve Türklük düşmanları, İslâm ve Türklük gibi bu iki mukaddes varlığımızı birbirine düşmanmış gibi göstermekten vazgeçmiyorlar!”(6)

“Hiç şüphesiz, Türk içtimaî ırkı içinde eriyen, asırlarca kız alıp vererek Türk içtimaî ırkına katılan, Türk tarih, kültür ve ülküsünü benimseyen, gönlünde başka bir milletin özlemini taşımayan, Türk Devlet ve Milleti ile kader birliği eden herkes Türk’tür.”(7)

“Türk milliyetçiliği, İslâm’ın iman ve şuûru içinde yücelmeyi gaye edinen ve Türk’ün mutluluğunu burada arayan bir harekettir. Bu, bir iddia değil, milletimizin vicdanında yatan bir gerçeğin teşhis ve tespitidir.”(8)

“Türk milliyetçiliği sadece bir aydın ve zümre hareketi değildir. Bütün nesil, dilim ve tabakaları ile Türk milletini kucaklayan bir fikir ve  harekettir. Onun programı, ‘Çağdaş Türk - İslâm Ülküsünü’ sosyal, kültürel, ekonomik ve politik bütün yönleri ile gerçekleştirmektir. Büyük ve güçlü ‘Türk devletini’ gerçekleştirme iradesini daima ayakta tutmaktır.”(9)

 “Şunu kesin olarak biliyoruz, Müslüman Türk Milleti yeniden tarihine lâyık bir diriliş ve yükseliş hareketinden başarıya ulaşırsa, İslâm bütün ihtişamı ile tekrar bütün âlemi parlatacaktır. Tarih diyor ki, Türk milleti yücelmişse İslâm da yücelmiş, Türk milleti çökmüşse İslâm dünyası da perişan olmuştur. Bu sebepten bütün küfür Türk’e düşmandır.

Türk-İslâm ülkücüsü kimdir biliyor musunuz? Kendini Allah ve Resulü’nün dâvasına adamış, sırf Allah rızası için canını, malını, makam ve mevkiini, din ve devleti, mülk ve milleti için fedaya hazır, şanlı ve mukaddes, Ay-Yıldızlı Al bayrağın gölgesinde dövüşen, nefsini düşünmeyen ve ‘ülküsünde fâni olmuş’ yiğitlerdir. Onlar büyük ve şanlı Türk tarihinin doğurduğu, Allahü Teala’nın ve Resulü’nün hizmetine sunduğu ‘ulvî kadrodur.’ Küfrün bütün oyunlarını bozan, cesaretini kıran, yolunu kesen bu dinamik kadrodur. Bu sebepten küfrün her çeşidinin husumetine maruz kalmaktadır.”(10)

“Ve tarih bir gün, acz içinde kıvrana kıvrana şehâdete susamış bir ülkücüden daha müthiş bir silahın keşfedilemediğini yazmak zorunda kalacaktır.”(11)

“Bunlar Mümin’lere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı onurlu ve zorlu, Allah yolunda savaşanları kınayanların kınamasına aldırmayan yiğitlerdir. Bu nesil Allah’ın İslam âlemine ihsânıdır.”(12)

“Biz, ‘İslâm’da diriliş’ hamlemizi, ‘çağdaşlarımızı hayran bırakacak bir seviyede’, temsil etmek üzere, berrak, ve katışıksız bir ‘iman’ ve ona paralel teşekkül edecek bir ‘hayat’ tarzında gerçekleştirmek istiyoruz. Karahanlı, Selçuklu ve yükselme dönemindeki Osmanlı gibi ‘dinamik’ ve fakat ‘bid’atsız’ bir ‘din şuuru’ içinde Şanlı Peygamberin ve Yüce Sahabinin çizgisini bulmak istiyoruz. Bununla ne demek istediğimizi anlamayanlar ve şu veya bu şekilde saptırmak isteyenler, Malazgirt kahramanı Muhammed Alparslan’ın: ‘Biz bid’at bilmeyen tertemiz Müslümanlarız’ sözünü de anlamak istemeyeceklerdir. Herkes bilsin ki,  biz, imanımız ve İslâmı’mızı soysuzlaştırmadan en ileri hamlelere talibiz. Ecdadımız ispat etmiştir ki, İslâm, doğru, güzel, iyi ve helâl olan bütün gelişmelere ve hamlelere açıktır. Biz, ecdadın, bu çizgisinde, gelecek çağlara doğru imanla, ilimle, teknikle, güzel, doğru, iyi ve helâl olan bütün değerlerle birlikte yürüyeceğiz… Biz Osmanlı rüyasına benzer bir rüya görüyoruz. Bu rüyayı, Osman gerçekleştirmişti. Şimdi,  sıraTürk-İslâm ülküsüne bağlı ve ‘diriliş İslâm’da’ diye coşkun bir heyecan içinde ayağa kalkan genç ‘Oğuz çocuklarında’dır.”(13)

 

TEFEKKÜR

Türk ve İslâm Ülküsü, aşk  mehâbetindedir

 Seyyîd Ahmet Arvâsî, şevk muhabbetindedir

 

 

DİP NOTLAR

(1)  S. Ahmet Arvasi, Türk İslâm Ülküsü I, (-“Neden Türk İslâm Ülküsü?”-), (Bütün Eserleri 1),  Bilgeoğuz

     Yayınları, İstanbul, 2013, s. 11, 12, 13.

(2)   S. Ahmet Arvasi, a.g.e., (-“ Türk - İslâm Ülküsünü Yoğuranlar”-) s.14,15.

(3)   S. Ahmet Arvasi, a.g.e., (-“ Fikir Sistemi”-) s. 28.

(4)   S. Ahmet Arvasi, Türk İslâm Ülküsü II, (-“Aksiyonumuza Yön Veren Prensipler-”) (Bütün Eserleri 2), 

      Bilgeoğuz Yayınları, İstanbul, 2008, s. 275.  www.ahmetarvasi.com

(5)   S. Ahmet Arvasi, a.g.e.,, (-“Milliyetçilik ve İdeoloji-”), s. 283)

(6)   S. Ahmet Arvasi, www.ahmetarvasi.com  ve  Ahmet Yasin Gürkan,  Ahmet Arvasi: “-Sahabe’den sonra

      İslâm’a  en büyük hizmeti Türkler yapmıştır.-” www.turkalemiyiz.com

(7)   S. Ahmet Arvasi, Türk İslâm Ülküsü I, (-“’İçtimaî Irk Kavramı’ Birleştiricidir”-), (Bütün Eserleri 1), 

      Bilgeoğuz Yayınları, İstanbul, 2013, s. 140.

(8)   S. Ahmet Arvasi, Türk İslâm Ülküsü II, (-“İdeolojimiz ve İslâmiyet-”) (Bütün Eserleri 2),  Bilgeoğuz

      Yayınları, İstanbul, 2008, s. 285)

(9)   S. Ahmet Arvasi, (-“Türk Milliyetçiliğinin Özellikleri-”), s. 294)

(10)   S. Ahmet Arvasi, Türk İslâm Ülküsü I, (-“‘Ülkücü’ Egosunu Yenen İdealisttir”-), (Bütün Eserleri 1), 

       Bilgeoğuz Yayınları, İstanbul, 2013,  s. 237.

(11)    S. Ahmet Arvasi, www.ahmetarvasi.com

(12)   S. Ahmet Arvasi, www.ahmetarvasi.com

 (13)  S. Ahmet Arvasi, Türk İslâm Ülküsü III, (-“İslâmda Dirilişin Öncüsü Türk Milleti Olacaktır-”) (Bütün

       Eserleri 3),  Bilgeoğuz Yayınları, İstanbul, 2009, s. 157, 158.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve imla kuralları ile
    yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Ülkücü Medya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.