Ayşenaz ÇİMEN

Ayşenaz ÇİMEN

YENEMEM KENDİMİ, AĞLAR GEZERİM…

Her canım yandığında sana hak vermekten o kadar yoruldum ki…

“Baş koyduysan bu yola, geri dönüşün yok. Acılar yoldaşın olacak, yeri gelecek anlaşılamayacaksın yeri gelecek kendinden tiksineceksin.” Demiştin.

O zamanlarda sana kızmıştım, anlam verememiştim söylediklerine. “Olur mu hiç öyle şey ya?” demiştim.

Aradan günler, aylar, seneler geçti. Olurmuş öyle şey, kahrolsun ki yine sana hak verdim…

Ne yaptımsa ne ettimse yenemedim kendimi, tıpkı senin kendini yenemediğin gibi.

Sen neredesin peki? Dur tahmin edeyim; yalnızlığı önüne katmışsındır, gözlerin uzaklara dalmıştır.

Kesin, Gülizar’dan  haber bekliyorsundur, sen de fakirsindir benim gibi, ayrısındır da tüm güzel şeylerden…

Doğru tahmin değil mi?

*

Her yerim acıyor artık tenime dokunamıyorum…

Hissizleştim.

Parmak uçlarım, avuç içlerim, saç köklerim, göğüs kafesim…

Hissetmiyorum, hissedemiyorum.

Öyle bir acı ki anlatamam.

Bu acı yüzünden özellikle son zamanlarda kendimden tiksinir oldum.

Bitmiyor, bitmeyecek de bu ızdırap…

*

Görüyorsun serzenişlerimi değil mi? Yine haklı çıktın bak işte. Mutlu musun?

“Büyük sözü dinle, tecrübe konuşuyor, ben sana demiştim madem ki bu yola çıkıyorsun…” ile başlayan bütün sözlerini bir bir yaşıyorum.

Yaşadıkça görüyorum ki yenemiyorum içimdeki beni, öyle bir savaşın içindeyiz ki onunla.

Kimi zaman silahını bana bile doğrultuyor, her seferinde tetiğin ucundan dönüyoruz beraber.

“Yapma!” diyorum, “Savunmasızım!” diyorum, “Uzak dur benden!” diyorum…

Acıyor halime, çekip gidiyor ve azat ediyor beni…

İşte ben o zaman öyle bir rahatlıyorum ki.

Nereye gittiği umurumda bile olmuyor fakat geri dönüşü beni benden alıyor.

Öyle bir yoruyor ki beni, taşıyamıyorum artık onu. Bir bakıyorum darma duman, saçı başı dağılmış, yüzü gözü yara bere içinde, yığılıp kalıyor kapının ucuna.

Tanıyamıyorum onu “Nerelerdeydin böyle?” diye soruyorum, cevap alamıyorum…

Bir bakıyorum,  yaralarını sarıyor halde buluyorum kendimi.

Bu nasıl bir kısır döngü? Sahi hiç kurtuluşum yok mu ?

Yok değil mi? Yok…

Acılardan beslenmenin hiç sonu gelir mi? Gelmez…

*

Ne tuhaf ki beni azat eden içimdeki ben o halde kapıma gelirken hiç kimseye de yakalanmıyor biliyor musun? Bunu nasıl beceriyor bilmiyorum.

Fakat bir gün, bir gün öyle bir yakalandı ki...

“Eyvah!” dedim.

Seher vaktiydi, kapıyı vuruyordu soluk soluğa, bağırıyordu “Aç kapıyı, yakalandım aç!” diye.

Açtım kapıyı, kendini zor attı içeriye, yine kan revan içinde. Tam kapıyı kapatacaktım ki bir baktım karşımda hiç tanımadığım, görmediğim bir siluet, şaşkın gözlerle bakıyor bana. Hızla kapıyı kapatmak üzereydim ki ayağını kapı aralığına koydu ve kısık bir sesle “Bırak, bugün onun yaralarını ben sarayım. Gittiği bütün yerleri, kimlerle kavga ettiğini çok iyi biliyorum, bırak yarasını ben sarayım…” dedi.

Gözlerinin içine baktım ve “Buna senin gücün yetmez…” dedim, usulca kapadım kapıyı o hiç tanımadığım siluetin sahibine…

İçeri geçtim, bir baktım ki iki yaralı can karşımda  duruyor öylece, kan revan içinde. Birisi beni benden azat eden ben, diğeri hiç tanımadığım o siluet…

Kaçtım, öyle bir kaçtım ki onlardan bilemezsin.

Ve hâlâ kaçıyorum, derin bir hüzün ve hasretle…

*

Görüyor musun ne haldeyim?

Yenemedim kendimi yine, ağlar gezerim işte öylece…

Deli divane…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve imla kuralları ile
yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum